Bir çalgının sesi kulağa doğrudan ulaşmaz; önce mekânda yolculuk eder. Bu yolculuk sesin karakterini belirgin biçimde değiştirir.
Belirleyici değişken yankı süresidir — sesin kaynağı sustuktan sonra duyulabilir kalma süresi. Küçük ve mobilyalı bir odada bu süre çok kısadır; ses kuru ve çıplak duyulur. Büyük ve sert yüzeyli bir salonda uzundur; ses zenginleşir, ama netlik azalır.
Flütçü için bunun iki pratik sonucu vardır. Birincisi, evde çalışırken duyduğunuz ton salonda duyacağınız ton değildir. Kuru bir odada tatmin edici bulduğunuz bir ses, yankılı bir salonda bulanık çıkabilir; tersine, evde ince bulduğunuz bir ton salonda gayet dolgun duyulabilir.
İkincisi, yankı artikülasyonu yutar. Uzun yankılı bir mekânda hızlı pasajlar birbirine karışır; bu yüzden deneyimli icracılar böyle salonlarda dil tekniğini biraz daha net ve notaları biraz daha kısa çalar. Kuru bir salonda ise tam tersi gerekir: notalar daha bağlı ve dolgun tutulur.
Bu, notada yazmayan ama her konserde yeniden verilen bir karardır.
Derslerimizde sahne deneyimi kazanan kursiyerlerimize provada salonu dinlemeyi öğretiyoruz. Birkaç nota çalıp yankının ne kadar sürdüğünü fark etmek, o akşamki icra kararlarının yarısını belirliyor.